Türk Hamamı

Türkler, tarihi asaletleri ile temiz bir millettir. İslâmiyet'i kabul etmeleri ve islâmiyetin temizliğe ait hükümlerini büyük bir titizlikle uygulamaları neticesinde bilhassa, İstanbul'un fethinden sonra bu şehirde ve Devletin dört bir yanında binlerce hamam yaptılar. Türklerde Îslâmiyet'in emirlerinin gereği olarak her evde özel olarak hamam bulunduğu gibi, meselâ onyedinci, yüzyılda, yalnız İstanbul'da 168 adet büyük çarşı hamamı vardı.

Türk Hamamı Tarihi

Hamam geleneği Romalılara kadar uzanan bir gelenek. Anadolu'ya gelen Türkler beraberlerinde getirdikleri banyo geleneğini Roma ve Bizans geleneğiyle birleştirdi. İslamiyet'in emrettiği temizlik ve hijyen kuralları da buna eklenince suyun kullanımı ve yeni bir konsept ortaya çıktı: Türk banyosu. İlk başta farklı bir banyo türü olarak çıkan Türk banyosu daha sonra kurumsallık kazandı ve kendi geleneğini oluşturdu. Türk banyosunun yapıldığı yıkanılan yer anlamına gelen hamam kelimesi eklenince Türk banyosu adı Türk hamamı olarak isim değiştirdi. Kamusal alandaki ilk genel hamam 1584'de III. Murat'ın annesi Nurbanu Sultan'ın Mimar Sinan'a yaptırdığı Çemberlitaş hamamı oldu. Kısa zamanda hamamların sayısı arttı. 16. yüzyılın sonunda sadece İstanbul'daki hamam sayısı 300'ü genel, 4 bin 536 özel olmak üzere beş bine yaklaşıyordu... Türk hamamları başlıca üç kısma ayrılır:

Soyunma Yerleri

Geniş bir sofa ve bunun çevresinde bölmeli sekiler bulunur. Yıkanan kimseler, bu sekilerde uzanıp dinlenirler.

Yıkanma Yerleri

Soğukluktan geçirilerek girilen hamam kısmına denir. Burası da bazı; bölümlere ayrılır. "Kurna başı denilen herkesin teker teker yıkandığı yer, "halvet" adi verilen kapalı ve yalnız başına yıkanma hücreleri. Bir de üzerine uzanıp ter dökülen "göbek taşı". Burası, hamamın mermer kaplı zemininden daha yüksek yapılmış ve çeşitli geometrik şekillerde olabilen yerdir.

Isıtma yeri Külhan

Burası hamamın altındadır. Orada ateş yanar. Ateşten çıkan alev ve duman, mermer zeminin altındaki özel yollardan, duvar içlerinden geçer, "tüteklik" adi verilen bacadan çıkar.

Külhandaki ocağın üzerinde sıcak su kazanı, onun da üzerinde soğuk su deposu bulunur. Ocağın dip kısmındaki birkaç kanal, hamamın yıkanma yerinin ortasındaki göbek taşının altına kadar uzanır. Ocakta yanan odunların tesirli alev ve dumanları, bu kanallardan göbek taşının altına gider. Bu taşın altındaki karanlık yer çok ısındığından buraya "cehennem" denir.

Çarşı hamamları, haftanın belli günlerinde kadınlara, başka günlerde erkeklere açıktır. "Çifte hamam" olanlar ise birbirine bitişik iki hamam olup, biri kadınlara, diğeri erkeklere ayrılmıştır. Bu hamamlar her gün açıktır. İstanbul'un hamamları bütün dünyaca tanınmıştır. Eski oluşu bakımından Bayezit, Çemberlitaş, Hoca Paşa, Fındıklı hamamları, Fatih'te Mehmedağa hamamı vs. vardır. Ayrıca zamanla tahribata dayanamayıp yıkılmış hamamlar da bulunuyordu. Hele meşhur konak hamamlarından hemen hiçbiri bugün kalmamıştır. Yalnız Saray hamamları (Topkapı ve Dolmabahçe), ayrı devirlerin mimarlık abidelerine örnek olarak, bugün İstanbul'u süslemektedir. Bunlardan başka, Bursa'nın tabii sıcak ve kükürtlü sularıyla meşhur kaplıca hamamları, Gönen kaplıca hamamları ve Türkiye'nin dört bir yanında serpiştirilmiş kaplıca ve normal hamamlar da vardır.

Türk hamamlarının bir değişik tarafı da, buhar banyosu esasına dayanan "Fin hamamı" oluşlarıdır. Finler, aslen Türk asıllıdırlar. Bugün dünya spor aleminde, çabuk terleyerek, çok kilo vermek için bu hamamlar biçilmiş kaftandır. Bu bakımdan Türk hamamlarından bütün sporcular faydalanmaktadırlar.